Kas 04

Baba adam: Ağır başlı, iyi yürekli, olgun, hoşgörülü, yaşlıca adam.”Ne baba adammış meğer, ailesinden değil, komşularından bile kimseyi ihmal etmedi.”

Babası tutmak (veya babaları üstünde olmak): Çok fazla öfkelenmek, kızgınlığı her hâliyle belli olmak.”İş meselesini konuşamadım, çünkü babaları üstündeydi odasına girdiğimde.”

Babana rahmet: “Yaptığın iş, söylediğin söz çok yerinde; Allah senden razı olsun” anlamında hoşnutluk, memnunluk bildirmek için kullanılır.

Baba ocağı (evi veya yurdu): Dededen, babadan kalma ev; toprak, yurt.”Borçları yüzünden baba evini satmak zorunda kaldı.”

Babasının hayrına (mı?): Hiçbir çıkar gözetmeksizin.”Babasının hayrına mı yaptı sanıyorsun senin işini?” Continue reading »

written by admin \\ tags:

Kas 04

Cadı kazanı: Fesadın ve dedikodunun çok olduğu, herkesin birbirine düştüğü, türlü düşmanlıkların kaynaştığı, hile ve düzenlerin kurulduğu yer.”Mahalle bir anda cadı kazanı gibi kaynamaya başladı.”

Caka satmak: Çalım satmak, gösteriş yapmak.”Caka satmayı bırak da işine bak.”

Cambul cumbul: Pek sulu, suyu bol (yemek için).”Yemek cambul cumbuldu ama lezzetli olmuştu.”

Cana can katmak: İnsanda yaşama sevincini artırmak; insana neşe, heves ve iç gücü vermek.”Ah o cana can katan yaylaya bir daha çıkabilsem.”

Can alacak yer (nokta): Bir şeyin en önemli yeri, en temelli noktası.”Meselenin can alıcı noktasına bir türlü ulaşamadık.”

Cana minnet (bilmek): İhtiyacı olduğu hâlde arayıp da bulamadığı şeylerden saymak.”Yalnızca su mu? Canıma minnet, çabuk ver.” Continue reading »

written by admin \\ tags:

Kas 04

Çaba göstermek: Bir işi başarmak için uğraşmak, kuvvet harcamak.”Çaba göstermeden amacına ulaşamazsın.”

Çabalama kaptan ben gidemem: “Zorlamanın hiç faydası yok, ben bu işi yapacak güçte değilim; boşuna uğraşıyorsun, yapamam, gitmem,” anlamında kullanılır.

Çağ açmak: Yeni bir gidişin, tutumun öncüsü olmak; evrensel bir gidişe yol açmak.”İstanbul` un fethiyle yeni bir çağ açıldı.”

Çakar almaz: İşe yarar gibi görünse de aslında yararsız, bozuk olan.”Çakar almaz bir tabancayla bizi korkutacağını sanmıştı.”

Çakı gibi: Canlı ve atik, çevik.”Çakı gibi delikanlı olmuş.” Continue reading »

written by admin \\ tags:

Kas 04

Dağa çıkmak: Hükümete, kanunlara karşı gelerek dağlara çekilmek, buralarda eşkıyalık etmek.”Düğünü basanlar dağa çıkmışlar.”

Dağa kaldırmak: Herhangi bir sebepten ötürü birini zorla dağa veya ıssız bir yere götürüp orada alıkoymak.”Eşkıyalar, karakol komutanının oğlunu dağa kaldırmışlar; ne istedikleri henüz belli değil.”

Dağarcığına atmak: Yeni bilgilerini, eski bilgilerine katmak; yeni bilgileri zihnine yerleştirmek.”Öğrendiği her yeni bilgiyi dağarcığına atmayı ihmal etmedi.”

Dağdan gelip bağdakini kovmak: Daha sonradan geldiği bir yere ya da karıştığı bir işte eskiden beri bulunan bir kişinin yerini almaya çalışmak.”Şu densize bak hele, dağdan gelip bağdakini kovuyor!” Continue reading »

written by admin \\ tags:

Kas 04

Ecel aman verirse: Ölmezsem, ömür yeterse.”Ecel aman verirse torunumu da görürüm.”

Ecel teri dökmek: Çok korkmak, heyecan içinde bulunup terlemek, korku ve bunalım içinde olmak.”Köprüden geçerken ecel terleri döktüler.”

Eceli gelmek: Ölmek, sonu gelmek, yok oluş vakti gelmek.”Herkesin eceli gelecek ve bu dünyadan göçecek.”

Eceline susamak: Ölümüne yol açacak kadar tehlikeli işlere girişmek.”Bırak o silâhı elinden, eceline mi susadın sen?”

Eciş bücüş: Çarpuk çurpuk, eğri büğrü, düzgün yanı olmayan, çirkin bir biçim almış bulunan.”Eciş bücüş bir yazıyla karşılaşınca şaşırdı.” Continue reading »

written by admin \\ tags: