Kas 04

Faka basmak: Tuzağa düşmek, aldatılmak.”Beni nasıl faka bastırdılar anlayamadım bir türlü!”

Fareler cirit oynamak: Bir yer ıssız olmak, kimseler bulunmamak.”Koca köyde fareler cirit atıyordu.”

Farkına varmak: Gözüne çarpmak, orada bulunduğunu anlamak, fark etmek.”O kalabalıkta senin farkına varacaklarını sanmıyorum.”

Felce uğramak: 1. Bir işin tamamen bozulması, durup ilerleyemez olması. 2. Hastalık sebebiyle organlarının bir kısmı çalışamaz duruma gelmek, kötürüm olmak.”Yaptığımız işin felce uğramasından korkuyorum.”

Feleğin çemberinden geçmek: Hayatta çok günler görmüş, acı tatlı olaylar yaşayıp tecrübe kazanmış, olgunlaşmış.”O ihtiyar mı? Feleğin çemberinden geçmiş biridir o.” Continue reading »

written by admin \\ tags:

Kas 04

Gafil avlanmak: Hiç beklenmedik bir sırada yakalanmak, habersiz ve hazırlıksız olduğu sırada zor duruma düşürülmek.”Ben gafil avlanacak bir insan değildim ama oldu bir kere.”

Gaflet basmak: Uykusu gelmek.”Siz konuşurken beni bir gaflet bastı ki hiç sorma, sizin konuştuklarınızı anladım diyemem.”

Gam yememek: Kaygılanmamak, tasa etmemek, üzülmemek.”Seni bir kez daha gördüm ya, artık gam yemem.”

Gani gönüllü: Cömert, eli bol, vermekten kaçınmayan.”Gani gönüllü insanlara artık günümüzde pek rastlanmıyor.”

Gâvur etmek: Boşuna harcamak, işe yaramaz duruma getirmek, yerinde harcamamak.”Onca parayı bu eve verip gâvur etti.” Continue reading »

written by admin \\ tags:

Kas 04

Ha Hoca Ali, ha Ali Hoca: Farklı gibi gösterilen iki şeyin, gerçekte hiçbir değişikliği yoktur, “ikisi de birdir” anlamında kullanılır.

Ha babam (ha): 1. Devamlı olarak, hiç durmadan. 2. Karşısındakinin çabasını, gayretini artırmak için kullanılır.”Ha babam ha, az kaldı, bitireceğiz işi.”

Habbeyi kubbe yapmak: Önemsiz, küçük bir şeyi büyütüp mesele çıkarmak.”Söyle ona, habbeyi kubbe yapıp durmasın, ne olmuş çocuk biraz geç kalmış da!”

Haber uçurmak: Çabucak, gizlice haber göndermek.”Hemen haber uçurun köye, kaymakam bu gece misafir olacakmış!”

Ha bire: Durmadan, arka arkaya, sürekli olarak, ara vermeden.”Tarlada bir adam ha bire çalışıyordu.” Continue reading »

written by admin \\ tags:

Kas 04

Icığını cıcığını çıkarmak: 1. Her yanını ellemek, didiklemek. 2. Bir meseleyi en ince ayrıntılarına kadar soruşturmak, incelemek.”İyice ıcığını cıcığını çıkardınız meselenin.”

Ikınıp sıkınmak: Bir işi yapabilmek için kendini çok zorlamak.”Ikınıp sıkındı ama bir çare bulamadı.”

Isıtıp ısıtıp önüne koymak: Daha önce meydana gelmiş bir olayı ya da bir işi bir düşünceyi yeniden, sık sık tekrarlamak.

Iska geçmek: 1. Hedefe isabet ettirememek, vuramamak. 2. Üzerinde durmamak, önem vermemek, atlamak.”Bu sefer de ıska geçersen kaybedeceksin.”

Iskartaya çıkarmak: İşi yaramaz, değersiz bularak bir yana atmak.”Beni hiç kimse ıskartaya çıkaramaz.”

Işığı altında: Bir durum veya düşüncenin konuyu aydınlatmasından yararlanarak, onu göz önünde tutarak.

Işık tutmak: 1. Karanlık bir yeri ışıkla aydınlatmak. 2. Bilgisiyle, düşüncesiyle bir konuya açıklık getirmek, tutacağı yolu göstermek.”Kutlu Peygamber hemen her konuda ışık tutardı çevresindeki insanlara.”

written by admin \\ tags:

Kas 04

İbret almak: Kötü bir olaydan etkilenerek ders almak.”Görmesini bilseydi ibret alırdı her hâlde.”

İcabına bakmak: 1. Gereğini yerine getirmek. 2. Yok etmek, ortadan kaldırmak.”O adamın icabına bakarız, merak etme sen.”

İç çekmek: Üzüntüyle göğüs geçirmek, derin derin soluk alıp hıçkırıkla ağlamak.”Yavrucağın iç çekişi dayanılır gibi değildi.”

İç etmek: Eline geçen bir şeyi sahibine bildirmeden kendisine mal etmek, ortadan kaldırıp kimseye göstermemek.”Babasına bildirmeden o kadar parayı iç etmiş.”

İç gıcıklamak: 1. Huylandırmak. 2. İstek uyandırmak.

İçi açılmak: Sıkıntısı dağılıp gitmek, ferahlamak.”Denizi, kuşları, ağaçları seyre dalarım, böylelikle içim açılır, rahatlarım.”

İçi cız etmek: Ansızın içi sızlamak, çok üzülmek.”O zavallı ihtiyarı birden bire karşımda görünce içim cız etti.”

İçi çekmek: Canı arzu etmek, istek duymak. Continue reading »

written by admin \\ tags: